Avrupa Türklerinin sosyal statüsü.

Sanayisi gelişmiş ülkeler ihtiyaç duyduğu işgücü açığını azgelişmiş ülkelerden, iş gücü ithal ederek karşıladı.

Bu bakımdan Avrupalı Türklerin kendi geleceklerini inşa etmeleri anlamında, göç olgusuyla birlikte sosyal tarihlerini iyi bilmeleri gerektiğine inanıyorum.

İlk gelen birinci nesil, misafir işçi statüsünde olduğu için, misafirce karşılanıp, misafirce ağırlandılar. Çalışacakları fabrikaların çevresinde oluşturulan toplu yaşam alanlarında, pansiyon denen ortamlarda yaşamaya mecbur bırakıldılar.

Zaman içerisinde birinci neslin, geride bıraktığı aile bireylerini yanlarına alma arzusuyla birlikte sınıf atladılar. Statü değişikliğine uğradılar. Misafir işçilikten göçmen işçilik statüsüne, yani yerleşik hayata terfi ettiler. Aile birleşiminin beraberinde getirdiği sorunlarla uğraştılar. Oturacak konut, cocukların eğitimi gibi, bir çok ihtiyaç ve problemlerle karşılaştılar.

Ev sahibi ülkeler, aile birleşimi nedeniyle artan talepleri karşılamak ve sosyal uyumu sağlamak amacıyla, kanuni düzenlemelerle yabancı haklarını yasal güvence bağladılar. Yabancılar notası altında yasal güvenceye kavuşan dünün misafir işçileri, tekrardan sınıf atlayarak, göçmenlikten yabancı işçi statüsüne terfi ettiler.

Her biri farklı inanç ve kültürü temsil eden göçmen işçiler, bir müddet yabancılar yasasının tanıdığı haklarla hayatlarını idame ettirdiler. Daha sonra sosyal uyumu sağlama ve sisteme entegre olma anlamında seçme ve seçilme hakkına kavuştular.

Bazı sosyal bilimciler seçme ve seçilme hakkının aslında asimilasyona hizmet edeceği tarzda itiraz etselerde, dünün misafir işçileri siyasi haklara kavuşma olarak algıladılar. Seçme ve seçilme hakkıyla birlikte tekrardan sınıf atlayarak ikinci sınıf vatandaşlığa razı oldular.

İlk başlarda Avrupa birliği içerisinde siyasi ve sayısal nüfuslarını abartmak isteyen bazı ülkeler, vatandaş olmaya özendirdikleri yabancıların talebi olan çifte vatandaşlığa hoşgörü ve sempatiyle bakıtılar. Böylece dünün misafir işçilerini, önce göçmen, sonra yabancı, daha sonra ikinci sınıf vatandaşlığa terfi ettirerek, sosyal statülerini ikinci sınıf vatandaşlık’ta sabitlediler. Şimdiler de ise, iç güvenlik ve kültürel tehdit olarak gördükleri ikinci sınıf vatandaşlarını faşist ve ırkçı oluşumların istenmeyen vatandaşlar olarak ilan etmelerine fırsat tanıdılar. Güttükleri iki yüzlü politikaların açığa çıkmasını hiç umursamadılar.

ENPOLİTİK